T.C. YARGITAY
8. Hukuk Dairesi
Esas No: 2025/576
Karar No: 2025/5119
Karar Tarihi: 01-07-2025
KADASTRO TESPİTİNE İTİRAZ DAVASI – AYRINTILI VE GEREKÇELİ RAPOR VE KROKİ ALINMASI VE OLUŞACAK SONUCA GÖRE KARAR VERİLMESİ – EKSİK İNCELEME İLE KARAR VERİLMİŞ OLMASININ İSABETSİZ OLUŞU – HÜKMÜN BOZULDUĞU
ÖZET: Dava, kadastro tespitine itiraz istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince, tespit tarihinden en az 20 yıl öncesine ait dava konusu taşınmazların bulunduğu bölgeye ilişkin farklı dönemlerde çekilmiş en az üç adet hava fotoğrafları ile memleket haritalarının getirtilerek daha önce götürülmeyen 3 uzman bilirkişi jeodezi ve fotogrametri mühendisi aracılığıyla hava fotoğrafları ile tüm harita ve belgelerin yeniden yapılacak keşifte zemine uygulanması, orijinal-renkli (renkli fotokopi) hava fotoğrafları ve memleket haritasının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de hava fotoğrafları ve memleket haritası ölçeğine Net-Cad veya benzeri programlar kullanılarak denetime elverişli olacak şekilde çevrildikten sonra komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle çekişmeli taşınmaz, çevre parsellerle birlikte memleket haritası ve hava fotoğrafları üzerinde gösterilmesi ve hava fotoğraflarının stereoskop aletiyle üç boyutlu incelemesi yapılarak, temyize konu taşınmazların hava fotoğraflarının çekildikleri tarihlere göre bataklık ve sazlık niteliğinde bulunup bulunmadıkları ya da hangi nitelikte bulundukları ve kullanım durumu ile tasarruf sınırlarını belirgin olarak görünüp görünmediği konularında tarafların ve Yargıtay’ın denetimine açık gerekçeli raporun uzman bilirkişilerden alınması, nitelik açısından her türlü araştırma ve incelemenin eksiksiz olarak yapılması, diğer yandan jeoloji mühendisi bilirkişiden taşınmazın farklı noktalarında gözlem çukurları açılmak suretiyle, bu çukurlardan alınan numunelerde toprak analizi yapması ve taşınmazların bataklık ve sazlık niteliğine sahip olup olmadığı hususunda rapor alınması, açılan gözlem çukurlarının harita üzerinde işaretlenerek gösterilmesi istenilerek, bu şekilde gözlem çukurlarından elde ettiği veriler ile incelenen hava fotoğraflarından da yararlanılmak suretiyle taşınmazın önceki ve şimdiki niteliğinin, bataklık ve sazlık alandan kazanılıp kazanılmadığını, halen bataklık ve sazlık olup olmadığını bildirir ayrıntılı ve gerekçeli rapor ve kroki alınması ve oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile karar verilmiş olması isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir. (3402 S. K. m. 16, 20, 40) (6100 S. K. m. 114, Geç. m. 3) (1086 S. K. m. 43, 428, 439) (4721 S. K. m. 999) (5516 S. K. m. 1) (YHGK 01.12.2010 T. 2010/7-532 E. 2010/618 K.) (YİBK 09.05.1960 T. 1960/21 E. 1960/9 K.) (YİBK 04.02.1959 T. 1957/13 E. 1959/5 K.) İlk Derece Mahkemesi kararı, duruşma istemli olarak davacılar vekili, asli müdahil Hazine vekili ve asli müdahil … İlçe Belediye Başkanlığı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 17.06.2025 günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma için tayin edilen günde temyiz eden asli müdahil Hazine vekili Avukat … ile davacı … ve davalı … müşterekleri vekili Avukat …’in katılımlarıyla duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen günde Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1. Kadastro sırasında, Kahramanmaraş ili … ilçesi … Mahallesi çalışma alanında bulunan … parsel sayılı sırasıyla 12.000,00 m², 14.800,00 m², 343.400,00 m², 143.000,00 m² yüzölçümündeki taşınmazlar, … oğulları …, … ve … adına; … parsel sayılı sırasıyla 293.600,00 m², 229.000,00 m² yüzölçümlü taşınmazlar ise, … oğulları …, … ve …ile … oğlu … adına tespit edilmiştir.
2. Davacı … ve arkadaşları vekili dava dilekçesinde; tapuya dayanarak çekişmeli taşınmazların müvekkilleri adına tescilini talep etmiştir.
3. Asli müdahil Hazine vekili müdahale dilekçesi ile, bataklık, sazlık, yurtluk, mera ve kayıp yitik kişi iddialarına dayanarak kadastro tespitin iptali istemiyle davaya katılmıştır.
4. Asli müdahil Köy Tüzel Kişiliği müdahale dilekçesi ile, çekişmeli … ve … parsel sayılı taşınmazların köy merası olduğu iddiasıyla davaya katılmıştır.
5. Asli müdahiller …. ve … müdahale dilekçeleri ile, çekişmeli … ve … parsel sayılı taşınmazların kadastro tespit tutanaklarında trampa yaptıklarına dair imzaları mevcut ise de, bu imzaların kendilerine ait olmadığını, aslında trampa yapmadıklarını, tespite esas tapu kaydında hisseleri olduğunu öne sürerek davaya katılmışlardır.
6. Asli müdahil … ve arkadaşları ile müdahil … ve ayrıca müdahil … ve arkadaşları müdahale dilekçeleri ile, çekişmeli … ve … parsel sayılı taşınmazlardan 3402 sayılı Kadastro Kanunu (3402 Sayılı Kanun) 40. maddesine göre hisse satın aldıklarını ileri sürerek, hisseleri uyarınca kendileri adına yazılmasını talep etmiş olup, müdahillerden …, … ve … tespitten sonra düzenlenen gayrimenkul satış senedine dayanarak davaya katılmışlardır.
II. CEVAP Davalılar cevap dilekçesi ibraz etmemişlerdir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 23.03.2007 tarihli, 1978/25 Esas ve 2007/63 Karar sayılı önceki kararıyla; davacılar vekilinin davasının reddine, asli müdahil …, …, …, …, …, …, … ve …’in açmış olduğu davaların Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114/1-(c) maddesi ile düzenlenen göreve ilişkin dava şartı yokluğundan usulden reddi ile görevsizliğe, asli müdahil … ve …’in açmış olduğu davanın kabulüne, asli müdahil Hazine vekilinin, Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi vekilinin ve … İlçe Belediyesi vekilinin davasının reddine karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
1. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen 23.03.2007 tarihli, 1978/25 Esas ve 2007/63 Karar sayılı önceki kararına karşı davacılar vekili ve asli müdahil Hazine vekili tarafından temyiz isteminde bulunulması üzerine Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 21.02.2008 tarihli ve 2007/4581 Esas, 2008/618 Karar sayılı ilamıyla; “… İlk Derece Mahkemesince yapılan araştırmanın hüküm vermeye yeterli olmadığı, davacı tarafın dayandığı tapu kayıtları ile davaya katılan Hazinenin tutunduğu tapu ve vergi kayıtlarının ve tespitlere dayanak yapılan davalı tarafın dayandığı tapu kayıtlarının uygulamasına ilişkin yerel bilirkişi sözleri, dıştan komşu taşınmazların tespit tutanağı içeriği ve varsa dayanakları kayıtlarla denetlenmediğinden soyut nitelikte gerekçesiz sözlerden ibaret olduğu gibi, uzman bilirkişi tarafından düzenlenen rapor ve eki haritada tutunulan tapu ve vergi kayıtlarında tarif edilen sınır yerlerinin 3402 sayılı Kanun’un 20. maddesi hükmü uyarınca yöntemine uygun biçimde gösterilmediğinden keşfi izlemeye uygulamaya ilişkin yerel bilirkişi sözlerini denetlemeye imkan vermeyen bu nedenle yargı denetimine açık olmayan harita ve eki raporun da yetersiz olduğu …” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
2. İlk Derece Mahkemesince, bozma sonra yapılan yargılama sonunda 03.04.2009 tarihli ve 2008/161 Esas, 2009/33 Karar sayılı kararla; önceki kararda direnilmesine karar verilmiş olup, hükmün davacı … mirasçıları vekili ve asli müdahil Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 11.11.2009 tarihli ve 2009/7-463 Esas, 2009/596 Karar sayılı ilamıyla “kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki bulunduğu” gerekçesiyle, bozulmasına karar verilmiştir.
3. İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamı doğrultusunda yapılan yargılama sonunda; … oğlu … payının düzeltildiği belirtilerek, müdahiller … ve diğerleri yönünden mahkemenin görevsizliğine, müdahil Hazine ve Köy Tüzel Kişiliğinin davasının reddine, müdahil … ve …’ ir davasının kabulüne, davacı … mirasçılarının davasının reddine, dava konusu … ve … parsellerin tespit gibi tescillerine, dava konusu … ve … parsel sayılı taşınmazların kadastro tutanaklarının iptali ile tespit maliki mirasçıları adına payları oranında tesciline verilmiştir.
4. İlk Derece Mahkemesinin bu kararı, davacı … mirasçıları ve asli müdahil Hazinenin temyizi üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 01.12.2010 tarihli ve 2010/7-532 Esas, 2010/618 Karar sayılı ilamıyla; “… davacıların tutunduğu Mart 1932/19, 20, 22 ve Mart 1934/31 sayılı tapu kayıtları ile tapulamada davalı taşınmazların tespitine esas alınan davalılara ait tapu kayıtlarının, 3402 sayılı Kanun’un 20. maddesi hükmüne göre usulüne uygun uygulanmadığı gibi, tapu ve vergi kayıtlarının sınırlarının da fen bilirkişisinin haritasında açıkça gösterilmediği, davanın taraflarının dayandıkları tapu kayıtlarının kadastro tespiti sırasında başka taşınmaz ya da taşınmazlara revizyon görüp görmediği hususunun da araştırılmadığı, revizyon görmüş ise bu taşınmazlar ile dava konusu taşınmazları bir arada gösterir geniş kapsamlı haritasının da düzenlettirilmediği, davalı parsellere komşu taşınmazların tespite esas tapu kayıtlarının ilk tesisinden itibaren olmak üzere bir kısmının dosyaya getirtilmediği, dava konusu taşınmazlara komşu 29 parselin 1960/17 E., … parselin 1960/21 E., … parselin 1960/22 E., … parselin 1960/15 Esas sayılı aynı Mahkemeye ait dosyalarda davalı oldukları anlaşılmakta ise de, bu parsellerle ilgili dava dosyalarına eldeki dava dosyasının arasında rastlanamadığı gibi, bu dava dosyalarında verilen kararların sonuçları hakkında bir bilgi de bulunmadığı; komşu … parsel sayılı taşınmazların da davalı oldukları anlaşılmakta ise de, bunlarla ilgili dava dosyalarının araştırılmadığı ve haklarında ne tür kararların verildiğinin saptanmadığı, davacıların aynı tapu kayıtlarına dayanarak dava açtıkları komşu … ve … parsel sayılı taşınmazlarla ilgili Kadastro Mahkemesinin Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin incelemesinden geçen 1994/104 Esas sayılı dava dosyasının sonucunun araştırılmadığı, bu dosya ile eldeki dava dosyasında dayanılan delillerin aynı olması karşısında, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (Hukuk Muhakemeleri Kanunu) 43 ve onu izleyen maddeleri hükmü uyarınca dava dosyalarının birleştirilip birleştirilmeyeceği yönü üzerinde durulması; vurgulanan bu olgunun, dava ekonomisi ve dayanılan kayıtların kapsamının sağlıklı biçimde belirlenebilmesi için zorunlu olduğu, dava konusu … ve … parsele uygulanan Mart 1951/138 sayılı tapu kaydının miktarı 45.950 m² olmasına karşın, geldisi Ocak 930/23 sayılı tapu kaydının miktarı 450 dönüm yazılı ise de, aynı tapu kaydına ilişkin bilgiler içeren başka bir belgede de bu miktarın 30 dönüm olduğu, … ve … parsellerin tespitine esas alınan tapu kayıtlarının miktarları arasındaki farklılığın hangi nedenden kaynaklandığı saptanmadığı gibi, çelişkili tapu kayıtlarının kapsamlarının da sağlıklı bir şekilde belirlenemeyeceği, davalı … ve … parsellerin dayanağı tapu kaydının geldisi Ocak 930/23 sayılı tapu kaydının senetsizden Pazarcık Hakimliğinin 11.12.1929 tarih ve 11/12 (veya 222) no’lu tescil ilamı ile oluştuğu belirgin olup, dava dosyasının arşivde yapılan aramalara rağmen bulunamadığı anlaşılmakta ise de, Mahkemesinden bundan başka, tescil ilamı ve krokisinin arşivde olup olmadığının araştırılmadığı gibi, bu tescil ilamı ve krokisi uyarınca tapuda işlem yapıldığından, bulunması muhtemel Kadastro Müdürlüğü ile Tapu Sicil Müdürlüğünden de bu ilam ve krokisinin istenmediği, dava konusu … parsel sayılı taşınmaza revizyon gören Eylül 1928/17 ve Şubat/1951/111 sayılı tapu kayıtları aynı zamanda dokuz ayrı parsele de revizyon görmüş olup, dosyada sadece revizyon gören … ve … parsellerin tutanak suretleri bulunduğu, diğer revizyon gören dört taşınmazın hangi parseller olduğunun belli olmadığı, dava konusu … parsel sayılı taşınmaza uygulanan tapu kaydı, komşu … parsel sayılı taşınmaza da uygulanmış olduğu, yukarıda belirtildiği üzere, … parsel sayılı taşınmazın davalı olduğu anlaşılmakta ise de, davanın sonucu ile ilgili dosyaya yansıyan bir bilgi veya belgeye rastlanamadığı, katılan Hazinenin tutunduğu vergi kaydının komşu … parsele uygulandığı belirtilmiş ise de, tapulama tutanağında vergi kaydının uygulandığına ilişkin bir bilginin mevcut olmadığı, bu çelişkinin nedeni üzerinde durulup araştırılmadığı, davalı taşınmazları gösteren eski tarihli memleket haritası ve hava fotoğrafları getirtilip, kayıt ve beyanlarda geçen eski yol, öz, sazlık, bataklık ve mezarlık olarak tarif edilen yerler belirlenmediği gibi, uygulanan kayıtların bu saptamalardan yoksun olarak yapıldığı, davalıların tutunduğu tapu kaydının önceki maliki … ile davacıların ortak miras bırakanı … arasında tapu kaydına dayalı men’i müdahale davası görülmüş ve …’in, …’e ait beş kıratlık yere müdahalesinin men’ine, 26.06.1941 gün ve 261/269 sayılı ilam ile karar verilmiş olup bu hükmün yargı denetiminden geçerek 31.5.1947 tarihinde kesinleştiğinin de kuşkusuz olduğu, belirtilen bu mahkeme ilamının gerekçesinde, …’in dayandığı ilk tapu kaydının cenup (güney) sınırı … oğlu tarlası iken, sonradan “…” adının ilavesi sonucu cenup (güney) sınırının … oğlu … tarlası olarak yazıldığı saptaması yapıldıktan sonra, müdahaleye konu taşınmaz kısmının …’in dayandığı tapu kaydının sınırları içerisine alındığının belirtildiği, yine aynı ilamda, …’in dayandığı tapu kaydının cenup (güney) sınırında … oğlu … tarlasının bulunduğu belirtildiğine göre, eldeki davada yapılan keşiflerde anılan ilam ve bu ilam gerekçesinde yapılan saptamalar ve gösterilen sınırların bilirkişi ve tanıklar aracılığıyla yapılan uygulamasının da denetime elverişli olmadığı açıklanarak, davanın taraflarınca dayanılan tapu kayıtlarının kapsamlarının, 3402 sayılı Kanunu’nun 20. maddesi hükmü uyarınca belirlenmesi, dayanılan tapu kayıtlarından ifraz görenler varsa, ifraz yoluyla oluşan müfrez tapu kayıtlarının kapsamının kök tapu kaydı içerisinde aranmasının zorunlu olduğu düşünülerek, taraf tapu kayıtlarının iç içe girmesi (veya örtüşmesi) halinde önceki günlü doğru temele dayanan hukuksal değerini yitirmeyen kayda değer verileceğinin dikkate alınması, tutunulan tapu kayıtlarının hukuki değerini koruyup korumadığının incelenip değerlendirilmesi, dayanılan tapu kayıtlarında “Kili (kıraç toprak), sazlık, bataklık, öz (su pınarı), ziyaret (türbe)” yazılı sınırların genişletilmeye elverişli olduğu dikkate alınarak, kayıt kapsamlarının miktarıyla geçerli olacağının düşünülmesi, bu değerlendirmeler sonucu tapu kayıt kapsamı dışında kaldığı anlaşılacak yerler bakımından usulünce zilyetlik araştırmasının yapılması, kuzeyde … ve … parsellere revizyon gören tapu kaydının güneyde “öz ve sazlık” okuduğu, mahalli bilirkişi ve tanık beyanlarına göre … Yolunun batısı, yazın hayma (yurtluk) olarak tüm köylü tarafından kullanıldığı, 1954 yılından sonra kanal açılarak sazlık ve bataklığın kurutulması ile zilyetliğin başladığı tespiti yapıldığına göre, 1957 yılında yapılan kadastro tespitine kadar 20 yıllık kazandırıcı zilyetliğin dolmadığı belirgin olmakla, bu hususun da gözetilmesi, ayrıca sazlık ve bataklık niteliğindeki bir yerin dayanılan tapu kayıt kapsamı içerisinde kaldığı saptansa bile, bu nitelikteki bir yerin imar-ihya koşulu gerçekleşmeksizin özel mülkiyete konu olamayacağı dikkate alınarak bir değerlendirme yapılması, bu koşulun varlığının da usulünce araştırılması ve sonucuna göre karar verilmesi …” gereğine değinilerek bozulmuştur.
5. İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda; davacılar vekilinin davasının reddine, asli müdahil …, …, …, …, …, …, … ve …’in açmış olduğu davaların 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114/1-(c) maddesi ile düzenlenen göreve ilişkin dava şartı yokluğundan usulden reddi ile mahkemenin görevsizliğine, asli müdahil … ve …’in açmış olduğu davanın kabulüne, asli müdahil Hazine vekilinin, Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi vekilinin ve … İlçe Belediyesi vekilinin davasının reddine karar verilmiş; hüküm, davacı … mirasçıları ile asli müdahil Hazine vekili ve asli müdahil Dulkadiroğlu Belediye Başkanlığı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1. Davacı … mirasçıları vekili temyiz dilekçesinde;
a. Davacıların sabit sınırlara dayanan tapu kayıtlarının dava konusu … parsel sayılı taşınmazları kapsadığı,
b. davacılar lehine verilmiş el atmanın önlenmesi kararında 932 tarih 19 sıra numaralı kaydın sabit sınırlar ihtiva ettiğinin belirtildiği,
c. Dava konusu taşınmazların 1949 yılından öncesinde icraen dişçi …’e teslim edildiği,
d. Davalıların dayandığı tapu kayıtlarının yüzölçümü toplamlarının adların tespit kararı verilen taşınmaz yüzölçümlerini karşılamadığı,
e. Davalıların dayandıkları diğer tapu kayıtlarının kazanım tarihlerinin 1950 yılı sonrası olduğu ve sınırlarının sabit olmadığı,
f. Eksik araştırma ve inceleme ile karar verildiği,
g.1956, 1988, 2002 tarihli gizli memleket haritalarında … ve … tarlasının işaretli olduğu,
h. Keşifte dinlenen mahalli bilirkişilerin tarafsız olmadığı,
ı. 28 ve 33 parsel sayılı taşınmazlara 19547 yılından 1950 yılına kadar … tarafından çeltik ekildiği, davalılarının kullanımının 1951 yılından sonra başladığı;
2. Asli müdahil Hazine vekili temyiz dilekçesinde;
a. Bozma gereklerinin yerine getirilmediği,
b. Bilirkişi raporlarının eksik ve hatalı olduğu,
c. Aleyhe dayanılan tapu kayıtlarının taşınmaza uymadığı,
d. Taşınmazların ilk tesis kadastro tarihi itibariyle imar ihya ve zilyetlikle iktisap koşullarının sağlanmadığı,
e. Dava konusu taşınmazların niteliği itibariyle evveliyatında bataklık ve sazlık olduğu,
f. Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerin özel mülkiyete konu olamayacağı;
3. Asli müdahil … İlçe Belediyesi vekili temyiz dilekçesinde;
a. Bozma gereklerinin yerine getirilmediği,
b. Bilirkişi raporlarının eksik ve hatalı olduğu,
c. Aleyhe dayanılan tapu kayıtlarının taşınmaza uymadığı,
d. Taşınmazların ilk tesis kadastro tarihi itibariyle imar ihya ve zilyetlikle iktisap koşullarının sağlanmadığı, e
. Dava konusu taşınmazların niteliği itibariyle evveliyatında bataklık ve sazlık olduğu ,
f. Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerin özel mülkiyete konu olamayacağı, beyan edilmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
1. Dava, kadastro tespitine itiraz istemine ilişkindir.
2. Asli müdahil … İlçe Belediyesi vekilinin temyiz itirazlarının incelemesinde; bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlayacağımız bu olgu Mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararındaki esas çerçevesinde işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirmektedir (9.5.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK).
Mahkemenin, Yargıtayın bozma kararına uyması ile, bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak oluşabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli kazanılmış hak durumu doğabilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan Mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hak oluşturmaktadır (4.2.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK).
Somut olayda; İlk Derece Mahkemesinin 03.04.2009 tarihli ve 2009/161 Esas, 2009/33 Karar sayılı kararıyla, önceki hükümde direnmek suretiyle verilen davacılar vekilinin davasının reddine, asli müdahil …, …, …, …, …, …, … ve …’in açmış olduğu davaların 6100 sayılı Kanun’un114/1-(c) maddesi ile düzenlenen göreve ilişkin dava şartı yokluğundan usulden reddi ile mahkemenin görevsizliğine, asli müdahil … ve …’in açmış olduğu davanın kabulüne, asli müdahil Hazine vekilinin, Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi vekilinin ve Dulkadiroğlu İlçe Belediyesi vekilinin davasının reddine dair kararının sadece davacı … mirasçıları vekili ile asli müdahil Hazine vekili tarafından temyiz edildiği ve temyiz incelemesinin Hukuk Genel Kurulunca yapıldığı anlaşılmakta olup, hükmü temyiz etmeyen Belediye yönünden bu karar kesinleşmiş ve diğer taraflar yararına da bu yönde usuli kazanılmış hak oluşmuştur.
Bu durum karşısında, asli müdahil … İlçe Belediyesi vekilinin, bozma üzerine verilen kararı temyiz hakkı bulunmadığından, temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir.
3. Davacı … mirasçıları vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hükmüne uyulan bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğine, uygulanması gereken hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığına, bozma ilamına uyulmakla taraflar lehine ve aleyhine kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça imkan olmadığı gibi 6100 sayılı Kanun’un geçici 3. maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun’un 428. maddesi ile 439. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de var olmadığına göre, davacı … mirasçıları vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
4. Asli müdahil Hazine vekilinin dava konusu … ve … parsel sayılı taşınmazlara ilişkin hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyulan bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğine, uygulanması gereken hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığına, bozmaya uyulmakla taraflar lehine ve aleyhine kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça imkan olmadığı gibi 6100 sayılı Kanun’un geçici 3. maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun’un 428. maddesi ile 439. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de var olmadığına göre, İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup, asli müdahil Hazine vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
5. Asli müdahil Hazine vekilinin dava konusu … ve … parsel sayılı taşınmazlara ilişkin hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; taraflar arasındaki uyuşmazlık, dava konusu taşınmazların evveliyatının bataklık ve sazlık olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
İlk Derece Mahkemesince, taşınmazların bataklık ve sazlık olmadığının kabulü ile yazılı şekilde karar verilmişse de yapılan inceleme ve araştırma hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır.
Şöyle ki; dosya içerisinde yer alan ziraat mühendisi Dr. Öğr. Üyesi… tarafından düzenlenen 22.11.2021 tarihli ek raporda, 1948 tarihli hava fotoğrafında dava konusu … ve … parsel sayılı taşınmazların tarla vasfında olduğu, bataklık ya da mera vasfında olmadığı belirtilmiş olmasına rağmen, aynı raporda taşınmazların içerisinde yer yer drenaj kanallarının da bulunduğunun belirtilmiş olması ve 22.10.1983 tarihinde mahallinde yapılan keşifte dinlenen mahalli bilirkişilerin, … ve … parsel sayılı taşınmazların önceden sazlık ve otluk olduğunu, 1951 tarihinden sonra sürülmeye başlandığını, yine 04.08.2006 tarihinde mahallinde yapılan keşifte dinlenen bir kısım mahalli bilirkişilerin, … yolunun batısında bulunan … ve … parsel sayılı taşınmazların büyük oranda bataklık olduğunu, 1950 tarihinden sonra bataklığın kendi halinde kuruduğunu ve “…” tarafından kullanılmaya başlandığını beyan etmeleri, dava konusu taşınmazların kuzeyinde yer alan komşu eski … parsel sayılı taşınmazdan ifrazen oluşan eski 200 (yeni … ada … parsel) parsel sayılı taşınmaza uygulanan ve yine dava konumuz olan eski … parsel (yeni … ada … parsel) sayılı taşınmaza revizyon gören Temmuz 947 tarihli ve 38 sıra numaralı tapu kaydının güney hududunun “öz ve sazlık” okuması karşısında, dava konusu … ve … parsel sayılı taşınmazların niteliği konusunda duraksama hasıl olmuştur.
İstikrar kazanmış ve devamlılık gösteren Yargıtay uygulamalarına göre, bataklık ve sazlık niteliğinde bulunan taşınmazlar 6100 sayılı Kanun’un 715, 3402 sayılı Kadastro Kanununun (16/C) maddesi gereğince Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olup, kural olarak bu taşınmazlar üzerinde sürdürülen zilyetlik süresi neye ulaşırsa ulaşsın zilyetlik, imar ve ihya ile kazanılamazlar. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 999. maddesi gereğince de bu gibi yerlerin özel mülkiyet niteliğinde tapuya tescilleri mümkün değildir.
Diğer yandan, bataklık ve sazlıkların, yabani hayvanların üreme ve barınma yerleri olması bakımından ekolojik denge için arz ettiği önem nedeniyle kontrolsüz kurutulmaları mümkün değildir. 02.05.2007 tarihinde yürürlükten kaldırılan 18.01.1950 tarih ve 5516 sayılı Bataklıkların Kurutulması ve Bundan Elde Edilecek Topraklar Hakkındaki Kanun uyarınca bataklıkların ne şekilde kurutulacağı ve nasıl kazanılacağı sözü edilen kanun maddelerinde açıkça belirtilmiştir.
Kural olarak; her dava açıldığı tarihte yürürlükte bulunan kanun hükümleri uyarınca çözüme kavuşturulur. Bu nedenle, olayın çözümünde 5516 sayılı Kanun hükümlerinin de göz önünde tutulması gerekmektedir. Anılan Kanun’un 1. maddesinde; “Belediye hudutları dışında olup, Devletin hüküm ve tasarrufu altında sahipsiz bulunan bataklık ve bataklık mahiyetinde göl ve su birikintileri herhangi bir suretle kurutulduğu taktirde bu kurutmadan hasıl olan arazi, aşağıdaki hükümlere göre kurutanlar namına tescil olunur,” hükmüne yer verilmiş, aynı Kanunun 2, 3, 4, 5, 6 ve devamı maddeleri uyarınca bataklık ve sazlık yerlerin ne şekilde kurutularak toprak elde edileceği açıklanmış, buna dair yetki ve izin idari mercilere verilmiştir. Uyuşmazlık konusu olayda, bu kanun hükümlerine göre bir kurutmanın yapıldığına dair herhangi bir savunma yapılmamış ve delil ileri sürülmemiştir.
Hal böyle olunca; İlk Derece Mahkemesince, tespit tarihinden en az 20 yıl öncesine ait dava konusu taşınmazların bulunduğu bölgeye ilişkin farklı dönemlerde çekilmiş en az üç adet hava fotoğrafları ile memleket haritalarının getirtilerek daha önce götürülmeyen 3 uzman bilirkişi jeodezi ve fotoğrametri mühendisi aracılığıyla hava fotoğrafları ile tüm harita ve belgelerin yeniden yapılacak keşifte zemine uygulanması, orijinal-renkli (renkli fotokopi) hava fotoğrafları ve memleket haritasının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de hava fotoğrafları ve memleket haritası ölçeğine Net-Cad veya benzeri programlar kullanılarak denetime elverişli olacak şekilde çevrildikten sonra komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle çekişmeli taşınmaz, çevre parsellerle birlikte memleket haritası ve hava fotoğrafları üzerinde gösterilmesi ve hava fotoğraflarının stereoskop aletiyle üç boyutlu incelemesi yapılarak, temyize konu taşınmazların hava fotoğraflarının çekildikleri tarihlere göre bataklık ve sazlık niteliğinde bulunup bulunmadıkları ya da hangi nitelikte bulundukları ve kullanım durumu ile tasarruf sınırlarını belirgin olarak görünüp görünmediği konularında tarafların ve Yargıtay’ın denetimine açık gerekçeli raporun uzman bilirkişilerden alınması, nitelik açısından her türlü araştırma ve incelemenin eksiksiz olarak yapılması, diğer yandan jeoloji mühendisi bilirkişiden taşınmazın farklı noktalarında gözlem çukurları açılmak suretiyle, bu çukurlardan alınan numunelerde toprak analizi yapması ve taşınmazların bataklık ve sazlık niteliğine sahip olup olmadığı hususunda rapor alınması, açılan gözlem çukurlarının harita üzerinde işaretlenerek gösterilmesi istenilerek, bu şekilde gözlem çukurlarından elde ettiği veriler ile incelenen hava fotoğraflarından da yararlanılmak suretiyle taşınmazın önceki ve şimdiki niteliğinin, bataklık ve sazlık alandan kazanılıp kazanılmadığını, halen bataklık ve sazlık olup olmadığını bildirir ayrıntılı ve gerekçeli rapor ve kroki alınması ve oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı Kanun’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA,
Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 28.000,00 TL avukatlık ücretinin davacı … mirasçıları vekilinden alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan Hazineye verilmesine,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgililere iadesine,
1086 sayılı Kanun’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,01.07.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
